08.04.2026
CHP Genel Sekreteri Selin Sayek Böke, "Ülkemiz ancak ve ancak bir demokrasi ve hukuk devleti olursa her şeye hazır, her şeye dirençli olabilir. Türkiye'nin yarınlara hazır ve Türkiye'nin her koşula dirençli olabilmesi için demokratik hukuk devletini biz kuracağız. Ve kuracağımız bu düzende güç, aktif yurttaş olacak. Kuvvetler ayrılığı kurumsal olacak. İnsan hakları herkesin haysiyetli yaşamının güvencesi olacak. Herkes için her yerde adalet erişilebilir olacak. Devlet maharetle, liyakatle, erdemli bir şekilde yönetilecek. Demokrasi gücünü sivil toplumdan, medyadan, üniversitelerden ve Türkiye'nin özgürlüğünden alacak" dedi.
Sosyal Demokrasi Derneği (SDD), Ankara Kocatepe Kültür Merkezi’nde "Dokuz Umde’den Sosyal Demokrat Programa… Cumhuriyet’in Köklerinden Halkın Yarınına: Parti Programından Hükümet Programına" başlıklı bir etkinlik düzenledi. 8 Nisan 1923’te yayımlanan Dokuz Umde’nin 103’üncü yıl dönümünde, CHP’nin beş genel başkan yardımcısı ve dokuz politika kurulu başkanının kendi alanlarında partilerinin hükümet programını anlatacakları etkinlik, saygı duruşu ve İstiklal Marşı ile başladı.
CHP Genel Sekreteri Selin Sayek Böke, etkinliği açış konuşmasında şunları kaydetti:
"Bugün oldukça zengin bir içerikte buluştuk. Hiç şüphesiz, bu programın zamanlaması çok kritik. Bu buluşma çok önemli bir tarihin yıl dönümünde gerçekleşiyor. Büyük önderimiz Mustafa Kemal Atatürk'ün bundan 103 yıl önce ortaya koyduğu Dokuz Umde’nin yıl dönümünde buluşuyoruz. 103 yıl önce bugünün güçlü adımlarını attığımız bir tarihi, yarının güçlü adımlarını atmanın tarihine dönüştürüyoruz. Bununla birlikte bugün hem dünyanın hem ülkemizin içinde bulunduğu mevcut koşullar ışığında da bu buluşmanın zamanlaması çok kritik. Büyük belirsizliklerin olduğu, eskinin artık artık öldüğü, yeninin doğmakta olduğu, yani bir güçlü kurucu iradenin varlığının adımlarının her yerde hissedildiği bir zamanda buluşuyoruz. 8 Nisan 1923, Dokuz Umde’nin yayınlandığı dönemin koşullarını anımsamakta çok büyük fayda olduğunu düşünüyorum. Bugünün niye önemli olduğu, Dokuz Umde’nin bugüne nasıl ışık tuttuğunu, yarınlarımız için 103 yıllık tarihimizin önemini hatırlamak gerekiyor. O dönem Birinci Dünya Savaşı sona ermiş, Avrupa'da ve dünyada birçok ülkede büyük siyasi ve toplumsal altüst oluşlar yaşanıyor. Dünyaya belirsizlikler hakim, küresel ve bölgesel güç dengeleri yeniden şekilleniyor. Bu cümleyi 103 yıl önce kurduğumuz gibi bugün de aynı kelimelerle kurmamız mümkün.
"TBMM HARİCİNDE HİÇBİR FERT, HİÇBİR KUVVET VE HİÇBİR MAKAM MİLLETİN KADERİNE HAKİM OLAMAZ"
O günlerde ülkemizde ise Kurtuluş Savaşı büyük fedakarlıklarla kazanılmış, Mudanya Ateşkes Anlaşması imzalanmış ancak henüz Lozan Barışı yapılmamıştı. İzmir İktisat Kongresi gerçekleştirilmiş, TBMM ise birinci dönem çalışmalarını tamamlamak üzere. Cumhuriyetimiz ve partimiz kurulma aşamasında. Türkiye'nin yeni rotaya ihtiyacı belirgin, talep toplumsal ve halk iradesi şekillenmiş. Bugün aynı cümleleri sarf etmemiz mümkün. Büyük Atatürk'ün liderliğinde Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti bu koşullarda Dokuz Umde’yi yayınladığında milletimizin ve yeni kurulacak olan Cumhuriyet’in rotasını belirleyen temel ilkeleri ortaya koyuyor. Oradan okuyorum: ‘Egemenlik kayıt şartsız milletindir. İrade usulü halkın kaderini bizzat ve bilfiil belirlemesi esasına dayanır. Milletin hakiki ve yegane temsilcisi TBMM’dir. TBMM haricinde hiçbir fert, hiçbir kuvvet ve hiçbir makam milletin kaderine hakim olamaz.’ Dokuz Umde milli egemenliği genel bir devlet ve toplum ilkesi haline getiriyor. Savaş yorgunu ama çağı yakalamaya kararlı bir toplum için, bir ülke için ekonomik gelişmeyi ve kamusal hizmetlerin yerine getirilmesini birinci öncelik olarak tanımlıyor. Tüm bu ilke ve hedeflerin temel şartının ise ülkemizin bağımsızlığının esas alınması olduğunu ortaya koyuyor.
"PARTİMİZ 103 YIL SONRA YİNE MİLLİ EGEMENLİK MÜCADELESİNE ÖNCÜLÜK VE LİDERLİK ETMEKTE"
Partimizin ilk programı, işte bu koşullar altında ve bu iddialarla şekilleniyor. 103 yıl sonra aynı ilkelere ihtiyacın belirgin olduğu, aynı halk iradesinin ve aynı siyasi iradenin varlığının da geçerli olduğunu bir kez daha hatırlatmak için bu toplantı işte çok önemli ve çok doğru bir zamanda gerçekleşiyor. Büyük değişimler ancak büyük mücadelelerle gerçekleşir. Cumhuriyetimizin ve partimizin tarihi, işte bize bu gerçekliği en somut ortaya koyan örneklerden ikisi. Partimiz 103 yıl sonra yine milli egemenlik mücadelesine öncülük ve liderlik etmekte. Yine Türkiye'nin ihtiyaç duyduğu, halkın talep ettiği, birlikte kurma kararlılığı gösterdiği programı ve siyasi gücü de ortaya koyuyor. Kasım 2025’te partimizin 39’uncu Olağan Kurultayı’nda delegelerimizin oy birliğiyle herkesin hemfikir olduğu, herkesin aynı güçte parçası olduğu bir programı kabul etti. Bu programın ismi bu 103 yıllık güçlü tarihi, 103 yıla daha taşıma kararlılığını gösteren yurttaşı güçlü kılmak, güvenli bir geleceği inşa etmek ve Türkiye'nin hep birlikte kazandığı bir ortak geleceği kurma kararlılığını net bir şekilde ortaya koyuyor.
"ÜLKEMİZ İÇİN YENİ BİR GELECEĞİN ARİFESİNDE OLDUĞUMUZ AÇIK"
Ülkemiz için yeni bir geleceğin arifesinde olduğumuz açık. Türkiye'de bugün var oluşunu darbeyle sürdürmeye çalışan bir iktidar, ülkeyi her alanda çoklu krizlere sürükleyen ve kırılganlaştıran, her tür krize açık hale getiren küçük bir çıkar grubu var. Ama bunun karşısında çok daha güçlü, iradesini sokaklarda beyan eden milyonlar, on milyonlar var. Eylemlerde buluşan, milli iradeye sahip çıkan, başka bir geleceğin reçetesini yazmak için çalışan, anlatan, örgütleyen, bunu büyüten milyonlar var. Her siyasi görüşten, her toplum kesiminden Türkiye İttifakı’nı yaşatan milyonlar var. Her türlü saldırıya karşı dimdik ayakta duran, gerektiği yerde savunma hattını en güçlü şekilde ortaya koyan ama asla gözünü yarından uzaklaştırmayan, yeni bir iktidar kurma iddiasını halkla birlikte büyüten omuzları dik, güçlü CHP var.
"YENİNİN DOĞMASI İHTİYACI HEM BİR ULUSAL TALEP OLARAK HEM BİR KÜRESEL GERÇEKLİK OLARAK KARŞIMIZDA DURUYOR"
Dünya ise büyük bir sarsıntı içinden geçiyor. Uluslararası hukukun, meşruiyetin temeli olmaktan çıkartıldığı bir krizin içerisindeyiz. Kural temelli olma iddiasındaki bir düzenin yıkılışına şahit oluyoruz. Sancılı bir dönüşüm oluyor. Çok taraflılık, yerini tek taraflı güç kullanımına bırakıyor. Uluslararası kuruluşların etkinliği neredeyse yok olmuş vaziyette. İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan uluslararası düzen adım adım çöküyor. Eski ve yeni arasında bir geçiş sürecinde dahi değiliz, büyük bir kopuşun ağır sarsıntıları yaşanıyor. Yeninin doğması ihtiyacı, hem bir ulusal talep olarak hem bir küresel gerçeklik olarak karşımızda duruyor. Ve bu kopuş çok boyutlu, çok katmanlı bir şekilde gerçekleşiyor. Tam da bu nedenle bu kopuşun gerektirdiği yeniyi kurma iddiamızı çok katmanlı, çok boyutlu, çok güçlü bir şekilde ortaya koymak üzere, bir yandan genel başkan yardımcılarımızın, örgütümüzün ortaya parti programını; bir yandan hükümet iddiasını şekillendiren CAO’yu, yani o çok katmanı, çok boyutu çok güçlü bir varlıkla ortaya koyan yeni bir siyaseti görüyoruz.
"DÜNYADA YAŞANAN BU ÇALKANTILARIN ETKİLERİNİ EN DERİNDEN HİSSEDEN ÜLKELERDEN BİRİ TÜRKİYE”
Bir yandan siyasi, ekonomik, toplumsal, idari, askeri, teknolojik; yani hayatın her alanında büyük yıkıcı değişimlerin yaşandığı ve bu değişimler karşısında her birine yanıt verecek iddiayı ortaya koyacak büyük kadroların çalıştığı bir gerçekliği görüyoruz. Jeopolitik gerilimler, savaşlara dönüşüyor. Demokrasiler geriliyor. Güvenlik mimarisi yeniden şekilleniyor. Neoliberal ekonomik model iflas etmiş. Sosyal adaletsizlikler, büyüme, eşitsizlikler; her alanda büyük bir kriz yaşanıyor. Küresel güçler kendi aralarında bir hegemonya mücadelesinde. Teknoloji yarışı, ekonomi rekabeti, jeopolitik çatışmalar tam da bu ekonomik rekabet gerekçesiyle alevleniyor. Bölgemizde yaşanan çatışmalar, savaşlar insani felaketlere yol açıyor. Bir yandan da hızla yayılan derin ekonomik sonuçlar, ülkeden ülkeye yaygınlaşıyor. Çok kapsamlı ekonomik bağlantılılıkların olduğu bir düzenin içerisindeyiz. Tam da bu nedenle bölgesel krizler artık bölgesel kalmıyor. Her yerde çıkan alev, başka yere mutlaka sıçrıyor. Küresel tedarik zincirleri, üretimin uluslararasılaşmış olması, bunun üzerine kurulu olan ekonomik düzen, bir kırılganlık olarak gerçekleşiyor bu dönemde. Ve ülkemiz işte tam da böyle bir döneme bu iktidarın bilerek, isteyerek, açık bir siyasi iradeyle kurduğu düzenin hazırlıksızlığı ve kırılganlığında yakalandı. Tam da bu nedenle dünyada yaşanan bu çalkantılara en çok maruz kalan, etkilerini en derinden hisseden ülkelerden biri Türkiye. Sorumlusu iktidar.
"BİR AVUÇ İNSAN İÇİN DEĞİL, HALK VE TÜM TÜRKİYE İÇİN BİR İRADE ORTAYA KOYACAK YENİYE İHTİYAÇ HER ZAMANKİNDEN DAHA ÇOK”
Uluslararası güç dengelerinin yeniden şekillendiği, ekonomik rekabetin güvenlik kaygılarıyla iç içe geçtiği ve siyasi kamplaşmanın ekonomik bloklaşmayla eş zamanlı ilerlediği bir küresel dönüşüm sürecinin içerisindeyiz. Kısacası 21’inci yüzyılın ikinci çeyreği itibarıyla tehditlerin, risklerin, belirsizliklerin çoğaldığı; böyle bir ortamda güvenliğin çok kapsamlı boyutuyla tasarlanması gerektiği, hazırlıklı olacak, dirençli olacak, bir avuç insan için değil, halk ve tüm Türkiye için bir irade ortaya koyacak yeniye ihtiyaç her zamankinden daha çok. Şu sorularla karşı karşıyayız: Kabuk değiştiren dünyanın içerisinde Türkiye nerede konumlanacak? Kendini risklerden, tehditlerden, bu belirsizliklerden hangi ilkelerle koruyacak? Ve Türkiye nasıl olacak da bu yaşanan büyük dönüşüm içerisinde kendi de kabuk değiştirirken bütün bunları imkanlara, halkının yararına, bir fırsata nasıl dönüştürecek? İşte CHP’nin parti programı ve bugün yazıyor olduğu hükümet programı tam da bu gerçekliği gözeten, daha dirençli, daha hazır, daha güvenli bir geleceğin mimarisini oluşturma iddiasını içinde barındırıyor.
"İKTİDARIN KOYMASI GEREKEN TAVIRLARI BUGÜNÜN MUHALEFETİ AMA YARININ İKTİDARI OLAN CHP HER YERDE ORTAYA KOYUYOR”
Ülkemiz bir ateş çemberinin içinde. Yanı başımızda savaşlar var. Her gece başka bir krizin içerisinde, sabah neye uyanacağımızın belirsizliği içerisinde yaşıyoruz. Bu tehditleri bertaraf edebilmek, bunları ilkeler temelinde yapabilmek, attığı her adımda halkın yararını gözetebilmek, attığı her adımda Türkiye Cumhuriyeti'nin yarınlarını gözetebilmek sorumluluğu siyasetin omuzlarındadır. İktidar bu anlayıştan çok uzakta. Hiçbir hazırlığı yok. Öyle ki iktidar ve CHP arasındaki anlayış farkı, son haftalarda daha da belirgin bir şekilde ortaya çıkıyor. Genel Başkanımız Özgür Özel'in liderliğinde partimiz, dış müdahalelerle ve askeri saldırganlıkla demokratik meşruiyetin yok edilmesine itiraz ediyor. Uluslararası hukukun yıkılmasına yüksek sesle karşı çıkıyor. Bununla birlikte bir yandan da her tür uluslararası platformda barışın sözcülüğünü yapmaya, barışı güvenlikle birlikte kurmaya, ulusal ve uluslararası düzeyde bunu demokrasiyle var etmeye kararlı tüm girişimlerin de parçası. İktidarın koyması gereken tavırları bugünün muhalefeti ama yarının iktidarı olan CHP her yerde ortaya koyuyor.
Diğer yandan savaşın ağır ekonomik etkileri ve sonuçları var. Bu sonuçlara Türkiye hazırlıksız yakalandı iktidar nedeniyle. CHP ise bugünün muhalefeti, yarının iktidarı olması iddiasıyla hızla Ekonomi Eşgüdüm Konseyi’ni toplayan ve Ekonomi Eşgüdüm Konseyi'nden iktidara, ‘Biz bugün iktidar olsak bunları yapardık’ dediği ve yapılması gerekenleri ortaya koyduğu reçeteyi hızla var ediyor. Bakanlar toplanmadan Ekonomi Eş Güdüm Konseyimiz toplanmış, savaşın ortaya çıkardığı bu riskleri ve Türkiye'nin iktidar tarafından yalnızlaştırıldığı, kırılganlaştırıldığı gerçeğini ortaya koyan ama tespit etmekle kalmayıp çözüm önerilerini adım adım ortaya koyan bir çalışmayı gerçekleştiriyor. Yani bugünden iktidarı kuruyor.
"CHP BU PROGRAMI MASA BAŞINDA DEĞİL, HAYATIN İÇİNDE YAZDI"
Dünya yeninin ne olduğunu anlamaya, Türkiye ise rotasını bulmaya çalışıyor. İşte bu gerçekliğini içerisinde güçlü yurttaş, güvenli gelecek, kazanan Türkiye için CHP programımızı tam da böyle bir ortamın içerisinde, yarına dair kararlılıkla yüz binlerle birlikte yazdı bu örgüt. Mücadelenin içinde yazdı bunu bu örgüt. Sahada yazdı. Direnirken yazdı. Konuşarak yazdı. Sorunları bilim insanlarıyla, uzmanlarla halkı buluşturarak yazdı. Masa başında değil, hayatın içinde yazdı. Tam da bu nedenle 103 yıl önce olduğu gibi, 103 yıl yaşayacak bir iddiayı yazdı bu örgüt. Yurttaşı yeniden güçlendirecek, gelecek kaygılarını tüm bu belirsizlik ortamında ortadan kaldırabilecek ve Türkiye'de herkesin hep birlikte kazandığı bir iradeyi ortaya koyabilecek reçeteyi kapı çalarak, uzmanlarla konuşarak, sivil toplum kuruluşlarıyla buluşarak, kendisi hayatın içerisinden Türkiye gerçekliğini yaşayarak ve iktidar, CHP’yi yok edebileceğini zannederek yürüttüğü bir saldırganlığın karşısında ‘Buradayız, dimdik ayaktayız. Savunuruz da ama gelecekten de gözümüzü kopartmayız’ dediği bir kararlılıkla yazdı bu programı. İşte bu nedenle bu programın temelleri çok güçlü. İşte bu nedenle bugünden hükümet programını çok net bir şekilde ortaya koyabiliyoruz. Ve işte bu nedenle bugünden bugün dinleyeceğimiz detayda, ‘Yarına hazırız’ diyebilecek kadrolarıyla, fikirleriyle Türkiye'nin yeni rotasının nasıl ortaya çıktığını somutlayabiliyoruz.
"TÜRKİYE'NİN HER KOŞULA DİRENÇLİ OLABİLMESİ İÇİN DEMOKRATİK HUKUK DEVLETİNİ BİZ KURACAĞIZ”
Programın ruhunun neyi yakaladığını anlatmayı tercih ediyorum. Temel vurgunun dirençli olmak ve her tür belirsizliğe hazır olmak istediğimizin altını çizmek istiyorum. Bu program Türkiye'nin her anlamda, her tür krize hazır olduğu, her tür imkanı yurttaşı için bir fırsata dönüştürebilecek bir güç ve dirençte olduğu bir geleceğin reçetesi olduğunu hatırlatmak istiyorum. Bugünün koşulları tam da bu hazırlılığın, tam da bu dirençliliğin ne kadar önemli olduğunu bize hatırlatıyor. Ülkemiz ancak ve ancak bir demokrasi ve hukuk devleti olursa her şeye hazır, her şeye dirençli olabilir. Tam da bu nedenle biz iddiamızı ortaya koyuyoruz Türkiye'nin yarınlara hazır ve Türkiye'nin her koşula dirençli olabilmesi için demokratik hukuk devletini biz kuracağız. Ve kuracağımız bu düzende güç, aktif yurttaş olacak. Demokrasinin öznesi yurttaşın ta kendisi olacak. Kuvvetler ayrılığı kurumsal olacak. Denge-fren mekanizmaları işlevsel olacak. İnsan hakları herkesin haysiyetli yaşamının güvencesi olacak. Herkes için her yerde adalet erişilebilir olacak. Devlet maharetle, liyakatle, erdemli bir şekilde yönetilecek. Güçlü bir kamu reformuyla kamusal alanın özgürleştiği bir yarın kuracağız. Örgütlenme özgür olacak. Sivil toplum özgür olacak. Üniversiteler bilim üretecek. Medya habercilik yapacak. Demokrasi işte gücünü sivil toplumdan, medyadan, üniversitelerden ve Türkiye'nin özgürlüğünden alacak.
Nasıl ki Türkiye demokrasi ve hukukla, hukuk devletiyle güçlenecekse ekonomimiz de hazır ve dirençli olabilmek için bir büyük üretim dönüşümünden geçecek. Çağı yakalayan, yeşil, mor, dijital dönüşümle, nitelikli istihdamı merkezine alan, yani emeği, hayatı, ekonominin içine katan bir yeniyi var ederek hazır ve dirençli olacak. Bunu da biz yapacağız. Devletin ekonomideki rolünü yeniden tanımlayacağız. Kamu etkin, yönlendirici, üretken ve koruyucu olacak. Ve bu görevleriyle de kamu kalkınma hedeflerinin temel taşıyıcısı olacak. Yeni ekonomi yönetimi her daim halkın yararını gözetecek. Attığı her adımda, harcadığı her parada, koyduğu her vergide gözettiği temel unsur topluma yarar sağlayıp sağlamadığı olacak. Bir avucu zenginleştiren değil, tüm Türkiye'yi güvenli, güçlü ve aydınlık yarınlara taşıma kararlılığında olacak. Kimsenin geride kalmadığı bir sosyal devletle ancak Türkiye dirençli ve hazır olabilir. İşte biz, Türkiye'yi hazır ve dirençli kılmak için, yurttaşı güçlendirmek için yeniden güçlü bir sosyal devleti, Cumhuriyet’in mirası olan kimseyi geride bırakmayan anlayışı devletin merkezine alacağız. Herkes için eşit, herkesin onurlu bir yaşam sürdüğü, hak temelli bir sosyal politika anlayışını Türkiye'nin gerçeği haline getireceğiz. Bunun gerektirdiği sağlık politikalarını, bunun gerektirdiği eğitim politikalarını, bunun gerektirdiği toplumsal cinsiyet eşitliğini biz kuracağız.
"DIŞ POLİTİKAMIZI KİŞİLERİN ÇIKARLARIYLA DEĞİL, ULUSUN ÇIKARLARIYLA ŞEKİLLENDİRECEĞİZ”
Türkiye'nin dirençli ve hazır olabilmesi ancak kurumlara dayalı, barış ve refah yaratan bir bağımsız dış politikayla olabilir. Bunu da biz kuracağız. Saygın ve lider bir ülke konumunda olacak olan ülkemizi, dış politikamızı kişilerin çıkarlarıyla değil, ulusun çıkarlarıyla şekillendireceğiz. Bağımsız bir dış politika yürüteceğiz. Ve Türkiye bölgemizde bugün iddiasını koyduğumuz gibi; barışın, barışla birlikte demokrasinin, demokrasiyle birlikte güvenliğin ve refahın öncüsü olacak. Bugünün korku, kaygı üreten, toplumu kutuplaştıran anlayışının karşısında barışı, demokrasiyi, üretimi, sosyal devleti ve saygın lider Türkiye konumunda bir dış politikamızı yarına hazır, her daim dirençli ve kazanan Türkiye için hep birlikte inşa edeceğiz.
Eski sona eriyor. Yeninin ne olduğu tarih boyunca halkların verdiği mücadelelerle tanımlanmıştır. İşte tam da şimdi, o yeniyi var etmenin mücadelesinin içerisindeyiz. Sözümüzle, sahada eylemliliğimizle, mitinglerdeki milyonların buluştuğu ve eylemlere katılım gücüyle bir yeniyi ortaya koyma iradesi çok net bir şekilde ortada. Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel'in liderliğinde, cumhurbaşkanı adayımız Sayın Ekrem İmamoğlu ve tüm yol arkadaşlarımızla birlikte, örgütümüzle, omuz omuza milyonlarla birlikte işte biz o yeniyi var etme kararlılığındayız. Cumhuriyetimizin köklerinden güç alıyoruz. Örgütümüzün varlığından güç alıyoruz. Milletimizin birlikte yol yürüme kararlılığından güç alıyoruz. Ve bugün bu salonda birlikte olmaktan güç alıyoruz. Hiç şüphem yok ki nasıl ki dün bir Cumhuriyet’i var ettiysek bugün de yarının güçlü adımlarını hep birlikte atıyoruz."