10.04.2026
CUMHURİYET HALK PARTİSİ GENEL BAŞKANI ÖZGÜR ÖZEL:
“İKİ YIL ÖNCE YÜZDE 65’İNİ KAZANDIĞIMIZ BU COĞRAFYANIN SEÇİMLERİNİN YENİLENMESİNE VARIZ, ÇÜNKÜ MİLLETİN KARARINA GÜVENİYORUZ”
“ARA SEÇİMDEN KAÇMAK, ANAYASAYI İHLAL SUÇUYLA BİRLİKTE SİYASİ BİR TÜKENMİŞLİĞİN DE İTİRAFIDIR”
“SON YEREL SEÇİMDEKİ MAĞLUBİYETİN İNTİKAMINI ALMAK İÇİN DARBE YOLUYLA, VERİLMEMİŞ YETKİLERİ ALMAYA ÇALIŞIYORSUNUZ”
“ERDOĞAN MEVCUDİYETİNİ ARA SEÇİME BORÇLUDUR, BUGÜN ANAYASAL ZORUNLULUĞU İNKAR ETMEK KENDİSİNİ İNKAR ETMEKTİR”
Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özgür Özel, Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal ile partisinin genel merkezinde bir araya geldi. Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özel, görüşmenin ardından yaptığı açıklamada, “Sayın Genel Başkanımıza, kıymetli heyetlerine bizi bu tarihi ve fevkalade müstesna mekanda kabul ettikleri için çok teşekkür ediyorum. Bugün Celal Bayar Köşkü’ndeyiz. Demokrat Parti’nin kurucularından, Demokrat Parti’nin tarihinde çok önemli görevler üstlenmiş olan rahmetli Celal Bayar’ın ikamet ettiği köşkteyiz. Daha sonra aynı siyasi hareketin 80 sonrası genel merkez binası olarak da görev yapmış olan bu mekandayız. Sayın Genel Başkan ifade etti, bu oda Atatürk’le rahmetli ve Celal Bayar’ın birlikte oturup sohbet ettikleri bir oda. Bu odada resimleri var. Böyle bir yerde bir arada olmaktan büyük memnuniyet duyuyorum öncelikle” dedi. Özel şöyle devam etti:
“İŞ BİRLİĞİMİZ, KÖKLÜ DEMOKRASİ ANLAYIŞIMIZA VURGUDUR”
“İçinde bulunduğumuz süreç biraz önce Sayın Genel Başkanın da ifade ettiği gibi, seçimi kazanırken her şeyin yolunda olduğunu düşünen, öyle gören ve milli iradeyi baş tacı eden, kurulduğu günden sonra ilk kez seçim kaybettiği akşamdan itibaren de milletle kavgaya girişen ve bunu milletin seçtiği belediye başkanlarına bir saldırı, haysiyet suikastı ve görevlerinden uzaklaştırma, hatta milletin seçtikleri yerine seçmediklerini atama ya da milletin seçtikleri yerine kendi partisinden birilerinin seçilebileceği imkanları zorlama olarak sürdüren bir sivil darbe anlayışıyla karşı karşıyayız. Burası Demokrat Parti. Cumhuriyet Halk Partisi ile Demokrat Parti 1950 seçimlerinde yarışmış, 1950 seçimlerini Demokrat Parti kazanmış ve ilk kez çok partili rejimde seçim yoluyla iktidar değişimi olmuş ve Türkiye gerçek anlamda demokrasi ile 14 Mayıs 1950 günü tanışmıştır. Bu anlamda Demokrat Parti ile Cumhuriyet Halk Partisi’nin her türlü münasebeti, iş birliği, birlikte çalışması aslında köklü demokrasi anlayışımıza ve tarihten aldığımız, hatalarımızdan aldığımız derslere ve demokrasinin üzerine ne kadar çok titreme gerektiği konusundaki kararlılığımıza bir vurgudur. Öncelikle bunları ifade etmek isterim.”
“EMEKLİLER VE EMEKÇİLER İÇİN EN KISA YOLDAN BİR ARA ZAM HAYATA GEÇİRİLMELİ”
“Günün ilk programı olduğu için bugün Polis Teşkilatımızın kuruluş yıl dönümüdür. Canımızın, malımızın emanet olduğu, gece gündüz çalışan, durmadan, yorulmadan çalışan, mesai kavramı olmadan çalışan ve maalesef emeklerinin karşılığını hakkaniyetle alamayan, hele hele emekli olduklarında çok büyük sıkıntılarla karşılaşan Polis Teşkilatımızın tüm üyelerini bir kez daha saygıyla selamlıyorum. Hakları ödenmez. Ayrıca Polis Teşkilatının şehitlerini rahmetle, gazilerini bir kez daha minnetle anmak istiyorum. Bugünkü ziyaretimiz siz de günlerdir takip ediyorsunuz, yine aynı gündemde gerçekleşti. İran’daki gelişmeleri konuştuk, bu konuda Ekonomi Eşgüdüm Konseyimizin hazırlamış olduğu raporu Sayın Genel Başkanımıza arz ettik. Türkiye’nin bu yükselen petrol fiyatlarını doğrudan pompa fiyatlarına ve diğer enerji alanlarına yansıtmasıyla yüzde 25’lik elektrik zammıyla, doğalgaz zammı ile birlikte yeni bir enflasyon dalgasının yarattığı güçlükleri ve bunun için toplumun yoksul kesimlerine katkı sağlamak gerektiğini, onların kollanması gerektiğini, bunun da en kısa yoldan bir ara zam olarak emekliler ve emekçiler için hayata geçirilmesi konusundaki çalışmalarımızı kendileriyle paylaştık. Ayrıca KOBİ’sinden küçük esnafına, sanayicisinden ihracatçısına bu süreçte devletin birtakım paketler açıklamak suretiyle kendilerini korumaya alması gerektiğini, bunun da bilhassa hem ekonomi açısından, kalkınma açısından, büyüme açısından önemlerini, hem de istiklal açısından çok kritik olduğunu ve yeni bir işsizlik dalgasına yol açmaması gerektiği hakkındaki çalışmalarımızı kendileriyle paylaştık. Kendilerinin bu konulardaki çok kıymetli görüşlerinden istifade ettik. Yine Siyasi Etik Yasası, Siyasi Ahlak Yasası ile ilgili çalışmalarımızı, bunların yerel yönetimleri, tüm belediye başkanlarını, belediye meclis üyelerini, milletvekillerini, parti Genel Başkanlarını, Bakanları ve Cumhurbaşkanını kapsayacak şekilde mal varlıklarının kamuoyunu ilanı, hem de o mal varlıklarının edinilişi ile ilgili olarak da en şeffaf şekilde izahı noktasındaki beklentimizi, çalışmamızı, kararlılığımızı ifade ettik. Bu konuda da her zaman olduğu gibi Sayın Genel Başkanın Greco kriterlerini de kapsayacak, aşacak bir Siyasi Etik Yasası konusundaki her zamanki desteğini ve geliştiren önerilerini dinleme fırsatı bulduk.”
“‘MİLLETİN KARARINA GÜVENİYORUZ’ DEDİK”
“Ara seçim gündemi, bir süredir Türkiye’nin gündeminde. Çünkü Sayın Erdoğan doğrudan sandığa saldıran, sandığın sonuçlarını kabul etmeyen ve adeta yerel seçimde kullanılan oyları hor gören, hiçe sayan bir tutum içinde. Bunun bir tek sebebi var. O da başta çok eleştirdiğimiz, ‘Siz bir kişiyi beş yıllığına seçiyorsunuz, gerisine karışmıyorsunuz. Siz seçiyorsunuz sonra kenara çekiliyorsunuz. Demokratik bir yönetim, hukuka uygun bir yönetim talebiniz de olamaz. Buna itirazlarınız da varsa bunu ancak bir seçim sandığına kavuşursanız kullanacağınız oyla belli edersiniz’ yaklaşımı var. Ve seçim sandığının verdiği mesajı almayan, onunla inatlaşan, onunla kavga eden bu yönetim anlayışına karşı bizim çok yönlü sandık talebimiz var. En başta erken seçim talep ediyoruz. Bunu tüm muhalefet liderleri ayrı ayrı bugüne kadar dile getirdiler, dile getirmeye devam ediliyorlar. Biz Aydın gibi, Bursa gibi, Gaziosmanpaşa gibi, Bayrampaşa gibi milletin başka bir siyasi partiye görev verdiği yerde, o siyasi partinin belediye başkanlarını bir bahaneyle gözaltına alıp, tutuklayıp yerine Adalet ve Kalkınma Partisi’nden belediye başkanları seçen ya da belediye başkanına ‘Ya partime geçeceksin, ya Silivri’ye gideceksin’ dayatmasıyla belediye başkanı transfer eden bu anlayış, bilhassa bir an önce saydığım Gaziosmanpaşa’da, Bayrampaşa’da, Aydın’da, Bursa’da inanılmaz bir tansiyon yaratmış durumda. Erdoğan’a seslendik. ‘Gelin, buraya sandığı koyalım ve millet sizin ithamlarınıza ve sizin iftiralarınıza inanıyorsa size versin görevi. Ama biz iddia ediyoruz ki çok daha yüksek bir oranda seçtiğinin arkasında duracak’ dedik. Bu konuda herhangi bir cevap duymadık. ‘Erken seçim yapacaksanız, erken yerel seçim de yapalım, iki seçimi birleştirelim. Biz ona dahi varız. İki yıl önce yüzde 65’ini kazandığımız bu coğrafyanın seçimlerinin yenilenmesine varız, çünkü milletin kararına güveniyoruz’ dedik. Bunda da bir şey duymadık.”
“ERDOĞAN TARİHİ BİR HATAYI YAPMIŞ DURUMDA”
“Son olarak da seçimle ilgili beklenti ve talebimizi dile getirdik. Bunu iktidar medyası şimdi kendi kendilerine de ‘Kendi kendimize bilir bilmez bu işin nerelerden tartışıldı, niye buraya geldi’ diye eleştirileri yapıyorlar. Biz ‘ara seçim’ der demez ‘Efendim işte milletvekillerinin istifa etmesi gerekiyor, yok çoğunu kabul eder, azını kabul etmez, CHP’nin sayısını azaltır’ gibi hesapların içerisine girdikleri noktada anayasayı okumayı ihmal etmişlerdi. O yüzde 5’lik milletvekili boşalmasına ilişkin durumun ilk 30 ay için geçerli olduğunu atlamışlardı. 30 ay bittikten sonra ara seçim yapmanın bir zaruret olduğunu ve boş sandalyeler için bir an önce bu kararın alınmasının anayasal bir zorunluluk olduğunu şimdi okuması, yazması olan herkes anlıyor, herkes kabul ediyor. Ve bu konuda bir adeta suç üstü durumuyla karşı karşıyayız. Adalet ve Kalkınma Partisi erkenden sözü tüketip hele hele bir de Erdoğan’ın ‘Ara seçim gündemimizde yok’ lafıyla adeta anayasayı açıkça ihlal etme, Meclis’in sorumluluğunda olan bir meseleye yürütme olarak direktif verme gibi bir tarihi hatayı yapmış durumda Sayın Erdoğan. Ve çok net olarak şu ortadadır, ara seçim Meclis’in görevidir, anayasal zorunluluktur. Bu konuda Meclis Başkanı’na da Meclis’te milletvekili olan tüm siyasi partilere de önemli görevler düşmektedir. Bu konudaki mesele artık toplumsal bir mutabakata, işin gerekliliği toplumsal bir kabule dönüşmüştür. 1960’tan bugüne kadar ne rahmetli Demirel ne rahmetli Ecevit ne Erbakan ne Özal ne Türkeş ara seçimden kaçmışlardır. Sayın Erdoğan 22 yıllık iktidar oldukları dönemde Siirt seçimlerinin iptal edilmesi ile birlikte AK Parti ile CHP’nin mutabakatı ile bahsettiğimiz 78’inci madde, yani ara için maddesine 3’üncü fıkra eklenerek, ‘Bir ilin tüm milletvekilleri boşaldıysa 90 günü takip eden pazar günü ara seçim yapılır’ maddesini anayasaya eklenerek yapılan ara seçimle milletvekili olmuş ardından da Başbakan olmuştur. Ve bugüne kadarki siyasi yolculuğu başlamıştır. O yüzden de o ilk dönemde anayasada, ‘Ara seçim bir kere yapılır’ dendiği için bir daha ara seçim yapılmamıştır. Sonra milletvekili seçim süresinin beş yıldan dört yıla indirdiği için ve ara seçim maddesini düzenledikleri için o özensiz anayasa değişikliği ile birlikte, bu durumda da bu sefer dört yıllık sürede 30 ay kısıtı ve bir yıl kısıtı gelince ara seçimlerin yapılmasına fiili imkansızlık ortaya çıkmıştır.”
“ARA SEÇİMDEN KAÇMAK, SİYASİ TÜKENMİŞLİĞİN İTİRAFIDIR”
“Şimdi yeniden beş yıla çıkmış olan milletvekili seçim sürecinde 30 ay dolmuş, 1960’tan beri olan 80 Anayasası’nda da olan tüm dokümanları Genel Başkanlarıma da arz ettim, tutanaklarda da bir ara ‘yapılabilir’ yazılıp sonra ‘yapılar’a çevrilen ve daha o kanun, o anayasa maddesi görüşülürken ‘yapılabilir’ demeyelim yapılması zorunlu olsun diye tutanakların da mevcut olduğu durumda şimdi Sayın Erdoğan, ‘Ben 78’inci maddedeki ara seçimi yapmayacağım’ demektedir. O zaman kendisine soru şu; 77’nci maddede ‘yapılır’ denen Cumhurbaşkanlığı seçimi ile gelirken anayasa uygulanacak, ‘beş yılda bir milletvekili seçimi yapılır’ ile milletvekili seçimleri yapılacak. Ama ara seçime gelince siz son genel seçimlerde birinci çıktığı Afyon’da, Kırıkkale’de, Kastamonu’da, İstanbul birinci bölgede, Hatay’da, seçime gireceğiniz takatiniz olmadığı için birinci parti çıkamayacağınızı bildiğiniz için güç kaybettiğinizi gördüğünüz için ara seçimden kaçacaksınız. Ara seçimden kaçmak, anayasayı ihlal suçuyla birlikte siyasi bir tükenmişliğin de itirafıdır. Bunu bu zeminde bir kez daha sayın Erdoğan’a hatırlatıyorum. Bahsettiğimiz seçim bölgelerinin tamamında son milletvekili seçiminde birinci çıkmış bir parti, şimdi Meclis’te boş sandalyeleri seçime girip de AK Partililerle doldurabilecek olsa neden bundan kaçmaktadır? Kaybettiğinizi, tükendiğinizi gördüğünüzden, giriştiğiniz darbe girişimi milletin vicdanından döndüğünden ötürü şimdi bu durumdasınız. Bunu açık ve net bir şekilde görüyoruz. Bir kez daha sizi anayasayı çiğnememeye ve gelip mertçe rekabet etmeye davet ediyoruz. Ama siz bunun yerine son yerel seçimdeki mağlubiyetin intikamını almak, oradaki seçimi kazananlara saldırmak, operasyonlar yapmak ve darbe yoluyla memlekette verilmemiş yetkileri almaya çalışmayı tercih ediyorsunuz. Bunu da milletin takdirlerine sunuyorum. Sayın Genel Başkanımıza ve kıymetli heyetine ev sahiplikleri için bir kez daha teşekkür ediyorum.”
“O GÜN DE ERDOĞAN BUGÜN BENİM DEDİĞİMİ SÖYLEMİŞTİR”
Açıklamanın ardından basın mensuplarının sorularını yanıtlayan CHP Lideri Özel, ara seçime itiraz eden iktidarın geçmişte bu konuda verdiği kanun teklifinin hatırlatılması üzerine şunları söyledi:
“Dün bahsettiğimiz kanun teklifi 21 Haziran 2002 günü 21’inci dönemde AK Parti muhalefetteyken o günkü iktidara yani üçlü koalisyon hükümeti, rahmetli Ecevit, Sayın Bahçeli ve rahmetli Yılmaz’ın bulunduğu hükümet sırasında verilmiş bir kanun teklifidir. O gün de kanun teklifini veren milletvekili, AK Parti’nin seçim ve hukuk işlerinden sorumlu milletvekilidir o gün. Demektedir ki ‘Süresi dolmuştur, ara seçim yapılmalıdır. Boş olan sandalyeler doldurulmalıdır. Bu bir anayasal zorunluluktur. Derhal bu yapılmalıdır.’ Bu kanun teklifi ortada ve sizlerle paylaştım. Bu kanun teklifine göre AK Parti’nin o sırada Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’dır. Milletvekili değildir ama partinin Genel Başkanı’dır. Milletvekili grubuna verdiği talimat ‘Ara seçim isteyin, anayasal zorunluluktur. Milletin önüne ara seçim sandığı gelsin’dir. Aynen bugün benim söylediğim gibi. Bu kanun teklifi Meclis’e verildikten sonra görüşülmesi gündeme alınmadığında ki 40 gün geçmesi gerekiyor görüşülmesi için, süre daha gelmeden Sayın Bahçeli tarafından erken seçim çağrısı yapıldığı ve 3 Kasım 2002 gününe erken seçim kararı alındığı için ara seçim talebinin hayata geçmesi mümkün olmamıştır. Ama isteyen AK Parti’dir. AK Parti’nin Seçim ve Hukuk İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Kocaeli Milletvekili teklifi vermiştir. Teklif elinizde. Erdoğan'ın ara seçimle gelmesi bu ara seçimle değildir. 22’nci dönemde Erdoğan hani hepimizin bildiği ‘Muhtar bile olamaz’ diye değerlendirilmiş ve almış olduğu cezadan dolayı siyaset yasağı olduğu için milletvekili adayı olamamıştır. Partisinin Genel Başkanı’dır ama milletvekili değildir. Bu yüzden Başbakan değildir. Sayın Abdullah Gül o sırada Başbakan’dır. O sırada Cumhuriyet Halk Partisi seçimi kazanmış bir genel başkanın, başbakan olmamasının demokratik olmadığını değerlendirmiş ve AK Parti ile görüşmüştür. Siirt seçimlerinin de iptal edilmesiyle birlikte anayasaya biraz önce bahsettiğim üçüncü fıkra eklenmiştir.”
“O ARA SEÇİMDE SİİRT’TEN MİLLETVEKİLİ OLDU”
“Yani ‘Bir seçim bölgesinde tamamen boşalırsa milletvekillikleri o zaman orada ara seçim yapılır’ maddesi eklenmiştir. Tarih 27.12.2002. Ek fıkra ve ara seçim maddesine eklenen fıkra buradadır. Bu fıkra hükmünce yapılan ara seçimlerde Siirt’ten milletvekili seçilmiştir. Bu detayı düşünmeyen AK Partili bir takım sözcüler, ‘Siirt seçimleri, Siirt boşaldığı için orada yapıldı. Yapılan ara seçim değildir’ diyor. Oysa ki Aralık 2002 tarihinde ek fıkra, ‘Yukarıda yazılı belirtilenlerden ayrı olarak bir ilin veya seçim çevresinin, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde üyesinin kalmaması halinde boşalmayı takip eden 90 günden sonraki ilk pazar günü ara seçim yapılır’ maddesi eklendiği için Siirt’te ara seçim yapılmıştır. O ara seçimde Erdoğan Siirt’ten milletvekili olmuştur ve Başbakanlık görevini üstlenmiştir. 22’nci dönemde başka bir ara seçim de bu ara seçim yapıldı diye yapılamamıştır. Olay bu kadar açık ve ortadadır. Sayın Hayati Yazıcı, anayasadaki bu değişikliğin ara seçim maddesine eklendiğini hatırlayamadığı için ‘Siirt seçimleri iptal olduğu için Erdoğan geldi, ara seçimle gelmedi’ demektedir. Oysa ki bu düzenleme yapılmamış olsa bir bölge boşalsa da orada ara seçim hemen yapılamıyordu. Çünkü yukarıdaki 30 ay kuralına takılıyordu. 30 ay beklenmeden ara seçim yapılması bu düzenlemeyle mümkün olmuştur. Erdoğan mevcudiyetini ara seçime borçludur. Bugün ara seçimin anayasal zorunluluk olduğunu inkar etmek, kendisini inkar etmektir.”
“‘HİÇ Mİ İHBAR, SÖYLENTİ YOK?’ DENİLDİĞİ KULAĞIMIZA GELİYORDU”
Genel Başkan Özel, Mersin Yenişehir Belediyesi’ne yapılan operasyonun sorulması üzerine şu değerlendirmeyi yaptı:
“Mersin Yenişehir Belediye Başkanımızla konuştuk. Yenişehir Belediyesi’nde bir takım ihbarlar, duyumlar üzerine bazı aramaların yapıldığını, kendilerinin de konu hakkında tam olarak bilgi sahibi olmadıklarını, belediye başkanıyla ya da siyasilerle ilgili şu an itibariyle herhangi bir gözaltı veya soru, soruşturma ve odalarında arama gibi bir durumun olmadığını bana ifade etti. Dikkatle takip ediyoruz. Ama şu kadarını söyleyeyim. Türkiye’nin dört bir yanında Cumhuriyet Başsavcılarına ya da doğrudan bazı savcılara Ankara’dan, ‘Ya hiç mi ihbar yok?..’ Soruşturma dediğin basit şüphe ile başlar. Hatta ilk göreve geldiği gün Adalet Bakanı bir gaf yapmıştı, ‘Kuvvetli şüphe ile başlar’ demişti. Soruşturmanın basit şüphe ile başladığı, kuvvetli şüphe ile de kovuşturma evresine geçilebildiği konusu kendisine hatırlatılmıştı. O travmatik bir düzen içinde zihin işlediğinden ötürü, her telefona ‘Soruşturma basit şüphe ile başlar. Hiç mi ihbar yok, hiç mi söylenti yok? Sosyal medyada da mı bir şey yok?’ diyerek, Cumhuriyet Başsavcılarına bir takım operasyonlar telkin edildiği veya bir takım soruşturmaların yapılması noktasında baskılar yapıldığı kulağımıza geliyordu.”
“BAKANLIĞI HUKUKA GÜVEN KONUSUNDA TAŞINAMAZ YÜKTÜR”
“Bunların hangisi bu tip bir noktadan hareketle yapılmıştır? Hangisi işte Cumhuriyet Başsavcılıklarına gelen ve değerlendirilmesi hukuken de gerekli ihbarlar neticesinde yapılmaktadır? Onu zaman içinde iddialar ortaya çıktığında, iddianameler oluşacaksa iddianameler dönüştüğünde göreceğiz. Ama şu anda öyle bir noktadayız ki Akın Gürlek, ‘İki kere iki dört’ dese, bunun asla ve asla doğru olmadığını düşünen toplumda bir yüzde 75’lik kesim var. Bugüne kadar yaptıkları her şey onları bu noktaya getirdi. Türkiye’nin herhangi bir yerinde gerçekten hukukun gerektirdiği bir soruşturma açılacak olsa… Ben arkadaşlara şunu söylüyorum. ‘Yoktur ama, olmaz ama, asla kabul etmem ama içimizde gerçekten bir hırsız varsa herhalde kendini en güvende hisseden kişi odur.’ Çünkü o kadar haksız işler yapıyorlar ki artık bundan sonra yaptıkları her işte ciddi bir şüphe vardır. Akın Gürlek’in Adalet Bakanlığı’nda oturduğu her gün Türkiye’nin dört bir yanında görev yapan ve görevinin gereğini yaptığını düşünen tüm savcılar, hakimler açısından da bir şüphe uyandırmaktadır. Akın Gürlek’in bizatihi varlığı hukuka güven ve yargı bağımsızlığı noktasında taşınamaz yük haline dönüşmüştür. O yüzden de Türkiye’nin herhangi bir yerinde yapılan herhangi bir operasyona kimsenin ‘Hukuki bir operasyondur’ diyecek durumu yoktur. Zaten dün Bornova Belediye Başkanımızın muhatap olduğu süreci biliyorsunuz. Kendisi telefonla görüşüne başvurulmak üzere davet ediliyor. Ardından bunun bir gözaltı sürecine dönüşmesi telkin ediliyor. Kendisi gözaltına alındığını öğreniyor. Sonra ifadelerini veriyor. O basit ve kendisiyle ilgili olmayan hususta, doğrudan kendisinin sorumluluğu olmayan hususta ve kalkıp eve gideceğini düşündüğü sırada tutuklama talebiyle sevk ediliyor hakime. Allah’tan hakim bakıyor ve ne kendisi, ne diğer arkadaşlar için tutuklama gibi bir tedbire ihtiyaç duymuyor. Dünkü konu gibi yani kendisinin haberdar olduğunda soruşturma açtığı ve kamu zararını kendi cebinden karşıladığı, bunu da bir özeleştirel şekilde kamuoyu ile paylaşan kişiye tutuklama talep ediyor. Bir personelin işte o kamuoyunda işe gitmeden maaş alan bankamatik personel gibi bir personelin birkaç aylık maaşıyla ilgili bir durum. Şu kadarını söyleyeyim. Eğer Türkiye’de bankamatik personel çalıştırma yüzünden belediye başkanı tutuklanacaksa, Adalet ve Kalkınma Partisi’nde müebbet hapisten kurtulabilecek belediye başkanı bir elin parmaklarını geçmez. Bulsunlar. Bu kadar net söylüyorum.”